Büyüklerimize..
Büyüklerimize “Halkla ilişkiler” menkıbesi
Allah’ın her günü yani her gün elimiz kolumuz tuttukça sağ ve sağlıklı aynı zamanda da özgür oldukça yazan hem de yerel yazan bir basın mensubu olarak “Her gün doğru objektif ve de özellikle tarafsız yazdığımızı iddia edemeyiz”…
Bunu özellikle belirtiyorum ki şehrimizin aleyhine olacak korkusu, kaygısı dahası baskısı ile yanlışlıkları, çirkinlikleri zaman zaman görmezlikten geliyoruz. İçimize hiç sindiremediklerimize ise yine lüzumsuzca Donkişotluk yaparak ucundan kıyısından sadece dokunuyoruz. (Dokunmak bir yana hiç görmeden çöpe attıklarımız işin daha acı yönü)
Neyse çirkinliklere böyle yaklaşırken, güzelliklerede bazen göbeğinden giremiyoruz. O zamanda güzel dediğimiz kurum, kişi dolaylı olarak zarar görüyor. Anlayacağınız bu iş adam gibi yapılmak isteniyorsa durum gittikçe yumurtanın dik durması gibi bir hal almaya başladı.
Yine kötülükleri bir kenara bırakıp güzelliklere bakacak olursak bizi sıkı takip eden dostlarımız ve dost olmayanlarınız(!) bilirler ki Meram Kaymakamı Sayın İrfan Kenanoğlu’nu çok severim. Sevginin ötesinde sayarım. Saygı ile birlikte İrfan Beyin birikimine, hazır cevaplığına, ufkuna da hayrınımdır.
İşte Sayın Kaymakam yine şehirde pek alışık olmadığımız bir işe imza atmış ve “Belediyelerde Halkla İlişkilerin önemi” ve MERAM Belediyesi’nde Halkla İlişkiler Faaliyetleri isimli bir kitap yazmış. Bu kitabın Halkla ilişkiler bölümüne geçmeden İrfan Beyle ilgili olarak bir yerlere yazdığım küçük bir notuda sizlerle paylaşmak istiyorum.
İrfan Bey’in bir başka özelliğide duyduğunu gördüğünü kafasına yazar ve onu gerektiği zaman paaat diye ortaya koyuverir, Ağlasun Kaymakamı iken bir çobanın okula gitmeyen çocuğunun okumasını sağlar. Aradan yıllar yıllar geçer. O çobanın çocuğu derslerine öyle bir sarılmıştır ki gün gelir o çocuk Sağlık Meslek Lisesi imtihanlarını bile kazanır. İşte o gün bu kaymakamımızın telefonun bir ucunda çocuğa nasıl sahip çıktığına şahit oluyorduk.
Gelelim tecrübeli bir devlet adamının gözünden özellikle de Belediyelerimizde ki Halkla İlişkilerin önemine. İrfan Bey kitabının bir bölümünde şöyle diyor;
“Halkla İlişkiler denince aklıma hep şu menkıbe gelir.
Yarım elma ile gönül alınabilir, ama yarım ağızla söylenen söz ise insanı kırabilir.
Peki, yarım bilgi ile ne yapılabilir? Bunu kavramak için şu menkıbe üzerinde dikkatlice düşünmek gerekir.
Bir zamanlar medresede okuyan çalışkan bir talebe, yeterli seviyeye geldiği kanaatine varır ve bir an önce ayrılmak ister. Bunu duyan Hocası:
“Allah akıllar versin!... Sen daha "Halkla ilişkiler" dersini okumadın” diye uyarır. Ayrılmayı kafasına koyan toy delikanlı:
Bana o ilim gerekmez. Yeterli bilgim var! Diye ısrar eder.
Bir kere ayrılmayı kafasına koymuştur. Ne Hoca, ne arkadaş... Hiç kimsenin sözü hayır etmez...
Ertesi gün herkesle vedalaşıp ayrılır. İlk iş olarak, halkı irşat etmek üzere bir köye gider. Tam da köyün hocasının konuşmasının üzerine varır. Bir de ne görsün, hiç sıkılmadan, utanmadan, gayet rahat bir şekilde, yalan yanlış şeyler anlatmaz mı? Halk da hiç ses çıkarmadan kuzu kuzu dinlemektedir.
Bu manzara karşısında daha fazla dayanamaz. Hemen ileri atılarak cemaate:
“Hocanız var ya... Tamamen din dışı şeyler konuşuyor... Hepsi uydurma... Bunu nasıl dinlersiniz?”
Bu sözü duyan halk, beyninden vurulmuşa döner ve birden ayağa fırlayıp genç hocanın üstüne hücum eder ve:
“Sen, nasıl olur da bizim şu kadar yıllık hocamıza dil uzatırsın. Seni gidi kendini bilmez seni. Biraz terbiyeni takın… “Diyerek hocayı bir güzelce hırpalarlar.
Genç hoca canını zor kurtarır. Bir an da hocasının sözleri aklına gelir... Burada halk vardı ve onlarla sağlıklı ilişkiler kurması gerekirdi... Ne yazık ki o dersi, hocasının ısrarına rağmen, kendisi için gereksiz görmüştü. Ya şimdi, acaba dönüp de dersi alsa mıydı? Ya hocasına ne derdi! Özrünü kabul eder miydi?
Sonra kendini biraz toparlayıp medresenin yolunu tutar. Hocasını görür, özür diler ve olanları anlatır. O da, haklı bir eda ile;
“Evlat! Sana demiştim... Gitmeden önce Halkla İlişkiler dersini alman gerektiğini söylemiştim... Dinlemedin... Aklın başından bir karış havada idi o zaman...
Vakit geçirmeden derse başlar ve bitirir. Sonra yine aynı köye gider. Yine kürsüde aynı hoca. Yine aynı masallar ve hurafeler. Halk yine coşku ile dinlemektedir. Bu sefer artık akıllanmıştır. Öyle deli dolu ortaya çıkıp nutuk atmak falan artık geride kalmıştı. Boyundan büyük laflar etmek de yoktur. Sabırla dinler ve halkın tepkilerini kontrol eder. En sonunda fırsatını bulup cemaate şöyle söyler:
“Ey Cemaat! Öyle bir hocanız var ki, kim ki kendisinden bir kıl koparırsa, cenneti garantiler”
Bunu duyan halk, ellerine geçen bu fırsatı değerlendirmek ister, zaten hocaları kafalarında efsaneleşmiştir. Hepsi birden hocaya hücum eder. Saçında sakalında tek bir kıl bırakmazlar. Hoca, bir şeyler anlatmaya çalışsa da, kâr etmez. Cascavlak çıkar ortaya. Acısı da işin cabası! Adamcağız canını zor kurtarır. Sonra da tasını tarağını toplayıp köyden ayrılır.
Görüldüğü gibi bu menkıbe bize “Halkla İlişkilerin” ne anlama geldiğini ve ne kadar önemli olduğunu gayet iyi anlatmaktadır”…
Benim sözün büyüklerimize yani bizi yönetenlerimize…
Hani sizler bizi eleştiriyoruz diye sevmiyorsunuz yaaa
GÜNÜN OKKALI SÖZÜ
Ulular köprü olsa basıp geçme
NE ZAMAN ADAM OLURUZ?
Siste ulaşımda magandalığa bir dur diyebildiğimiz zaman ADAM oluruz