Babalar ve Anneler…
Duydum ki çocuğunu nişanlamış. Evlilik için de hazırlıklara başlamışlar.
Bir yerde karşılaştık. Hal hatır sorduktan sonra düğün hazırlıklarının nasıl gittiğini sordum. Dünürü ile oturmuşlar; düğün ile ilgili alacaklarını, yapacaklarını, her şeyi bir bir konuşmuşlar.
“Peki oğlana ev tuttun mu?” diye sordum.
“Hayır, gerek yok. Çünkü birlikte oturacağız. Hem hanım da öyle istiyor.” dedi.
Evinde çoluk çocuğu ve yaşı genç olan arkadaşa; iyi düşündünüz mü diye sordum: “Oğlumuz, gelinimiz, dünürümüz anlayışla karşıladılar.”
“Bir kere daha düşünün” dedim. “Oğlunuzun kendine yetecek kadar geliri var. Size muhtaç da değil.”
“Evet. Ama hanım, gelininin yanında olmasını istiyor.”
Arkadaşa;
“Bak arkadaş. Yaşça sen benden büyüksün ama toplumda gördüm ki imkanın varsa -ki var- çocuklar kendi evlerinde mutlu yaşasınlar. Ağrımaz başınızı ağrıtmayın. Daha yolun başındasınız, sağlığınız sıhhatiniz de yerinde. İyi iken kötü olmayın. Gelin bir kere daha düşünün” dedim ve oradan ayrıldık.
Ertesi günlerde arkadaş ile karşılaştığımda ilk sözü şu oldu;
“O gün görüştükten sonra hanımla oturduk bir kere daha genişçe istişare ettik. Ve sizin dediğiniz gibi oğlanın evini ayrı tutmaya karar verdik. Bu sözü oğlumuza söyleyince gözlerinde rahatlama ve mutluluğu gördük. Demek ki doğru karar vermişiz…”
***
Size yaşadığım bir olayı anlatmaya çalıştım. Çocukları evlilik çağına gelmiş anne ve babaların hayatından bir kesit…
Ama toplumumuzda yaşı elli beş, altmışa gelmiş, öyle sıkıntılı anne ve babalar gördüm ki bu yaş grubu insanların da kesinlikle eğitime tabi tutulması gerektiğini düşünüyorum.
Baba ve anne çocuğunu büyütüyor, evlendiriyor, çocuk sahibi olduktan sonra da bir sürü beklenti içerisine giriyor.
Beklentiler gerçekleşmeyince bir taraftan oğlanın sıkıntısı, diğer taraftan gelinin sıkıntısı, hele bir de dünür tarafının sıkıntısı eklenirse yaşlılık hali stres, gerginlik, dedikodu ve buna bağlı olarak tansiyon, kolesterol, şeker gibi hastalıklarla geçiyor.
Çevremize şöyle bir bakalım.
İnsanların da hallerini bir görelim. Böyle insanlarla oturup hayat hikayelerini bir dinleyelim.
Yine inşaat malzemesi satan, yolum düştükçe de uğradığım iş yeri sahibini dinlediğimde yukarıda anlatmaya çalıştığım kişinin ne kadar doğru karar verdiğini bir kere daha gördüm.
Mutlu, huzurlu ve rahat olacağı bir yaşta; torun, gelin, oğlan, hanımı ve kayınvalidesi arasına sıkışmış, varlık içinde huzur arayan biri olarak gördüm. Çocuklarına yaz kış demeden, mal bırakmak için çalışmış ama yaş elli beş altmışı geçince huzurlu olması gerekirken; ne diş kalmış, ne saç kalmış, haplarla yaşar hale gelmiş.
Bu böyle gitmemeli. Bu yaştaki insanlarımız unutulmadan, gözden düşmeden, hatırı ve gönlü kırılmadan eğitimi yapılarak huzurlu yaşamaları sağlanmalı…
Peki eğitimi kim yapacak?

Yorumlar

Röportajlar
Künye